Psikolojik savaş teknikleri, hedef kitlenin duygu, düşünce ve davranışlarını, kendi amaçları doğrultusunda etkilemek ve değiştirmek amacıyla yapılan planlı propagandadır.

BAV davasının seyri boyunca bu teknik,
bazı çevrelerce düzenli olarak kullanılmıştır.

Emniyet soruşturmasının yapıldığı dönemde aylar boyunca
BAV camiası ile ilgili gündeme getirilen her konu psikolojik savaş taktiği olarak bazı medya kuruluşları tarafından çarpıtılmış ve yazılanların iftira olduğu bilirkişi raporlarıyla
ispat edilmesine rağmen bu gerçekler
basında tek bir satır olarak dahi yer almamıştır.


 

Sayın Adnan Oktar'a Karşı Yürütülen Psikolojik Savaş

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 

YARGI MERCİLERİ SAYIN ADNAN OKTAR'I DA KAPSAYAN TÜM SANIKLAR HAKKINDA
FATİH ALTAYLI'NIN ÖNE SÜRDÜĞÜ
İDDİALARIN HİÇBİR HUKUKİ DAYANAĞI OLMADIĞI
KARARINI VERMİŞLERDİR.

DEVAMI >>>

BAV MENSUPLARI, -SAYIN ADNAN OKTAR DA DAHİL OLMAK ÜZERE- İSTANBUL 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ'NİN KARARIYLA ÇETE İFTİRASINDAN DA AKLANMIŞLARDIR.

DEVAMI >>>

22 Ocak 2007 tarihli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen BAV davasının 2006/6 nolu dosyasının, 2007/7 nolu gerekçeli kararında, Sayın Adnan Oktar'ı da kapsayan TÜM SANIKLAR HAKKINDA şantaj ve cürum işlemek için teşekkül oluşturmak suçlarından BERAAT KARARI verilmiştir. Beraat kararının EBRU ŞİMŞEK ile ilgili kısmı şöyledir:

DEVAMI >>>


BAV'a ve Sayın Adnan Oktar'a karşı çok sayıda tuzak kurulmuştur. Mükemmel görünen kurnazca bir plan yapılmakla beraber, Müslümanlar aleyhinde kurulan her plan Allah tarafından bozularak yaratılmıştır. Bu sitedeki yazıları dikkat vererek okursanız Allah'ın, müslümanlara tuzak kuran her kişinin tuzağını kendi başına geçirdiğini görürsünüz.


Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azap vardır. Onların tasarladıkları 'boşa çıkıp bozulur'.
(Fatır Suresi, 10)

Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.
(Enfal Suresi, 30)


SN. ADNAN OKTAR'IN
RÖPORTAJLARINDAN...

Sn. Adnan Oktar'ın El Cezire Televizyonu'na verdiği röportajından >>
Sn. Adnan Oktar'ın Kaçkar TV'ye verdiği röportajından >>
Sn. Adnan Oktar'ın Vatan TV'ye verdiği röportajından >>
Sn. Adnan Oktar'ın 25 Mayıs 2007 tarihli basın toplantısından >>
Sn. Adnan Oktar'ın Malatya TV'ye verdiği röportajından >>
Sn. Adnan Oktar'ın Çay TV'ye verdiği röportajından >>
Sn. Adnan Oktar'ın Çay TV'ye verdiği röportajından >>
Sn. Adnan Oktar'ın yabancı basına verdiği röportajından >>

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin arşivleri 1927 yılından itibaren düzenli olarak tutulmaktadır. Bu arşiv dosyalarında hastaların giriş çıkış tarihleri, verilen ilaçlar, hangi birimlerde kaldıkları, tedavi süreci gibi tüm bilgiler detaylı olarak kaydedilmiştir.
Bu dosyalar içinde sadece 1985 ve 1986 yıllarına ait dosyalar KAYIPTIR ! Bu dönem Sayın Adnan Oktar'ın burada bulunduğu dönemdir. 1927 yılından beri SADECE O DÖNEME AİT TÜM BELGELER BİR ŞEKİLDE YOK EDİLMİŞTİR. O DÖNEMİN SORUŞTURMASI DA BÜTÜN KARANLIK YÖNLERİYLE BERABER ORTADAN KALDIRILMIŞTIR. Bu da Sayın Adnan Oktar'a karşı yürütülen psikolojik savaşın ne kadar büyük ve karanlık olduğunu,  bu konuda Komünist  Derin Devletin ne kadar pervasız olduğunu gösteriyor.


Sayın Adnan Oktar'a karşı yürütülen psikolojik savaşın bir parçası olarak hiçbir ilgisi olmayan konularda uydurma senaryolarla kendisine basında suçlar atfedilmiştir. Halkın sinir uçlarını etkileyen bir konu olduğunda "bu konuda Sayın Adnan Oktar'a atılabilecek nasıl bir suç uydurulabilir, nasıl bir iftira atılabilir" mantığıyla yaklaşılmış ve düzmece haberlerle Sayın Adnan Oktar'a karşı halk galeyana getirilmeye çalışılmıştır. Hürriyet Gazetesi'nde 1989 yılında intihar eden bir kişi için Sayın Adnan Oktar'la bağlantısı olduğu şeklinde uydurma bir haber yayınlanmıştı. Daha sonra ailesi bunun yalan haber olduğunu açıklamak zorunda kalmıştı. Psikolojik savaş yöneticileri bu şekilde en ufak bir ilgisi olmayan konularda bile Sayın Adnan Oktar'a karşı genel infial oluşturmayı hedefleyerek basını yönlendirmiştir.


(Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.   

(Fatır Suresi, 43)


Fotoğraf çekilirken önce basın konuşlandırıldı. Gerçek bir Atatürkçü ve Türk milliyetçisi olan Sayın Adnan Oktar oraya getirildi, sonra da bu zoraki fotoğraf çekildi.

Sayın Adnan Oktar Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi'nden tahliye edilirken zorla dönemin başhekiminin eli öptürülmüştü. Ancak bu şekilde sakalının yanıyla, ayakta, el yukarı kaldırılıp zorla yüze doğru uzatılarak el öptürme belki de tarihte ilk defa görülen bir tarzdı.  Bunun gerçek anlamda bir el öpme olmadığı çok açıktı.  Ancak psikolojik savaş elemanları bu görüntü ile kamuoyuna güya Sayın Adnan Oktar hizaya getirildi imajını vermeye çalışmışlardı. Bu şekilde "Bundan sonra daha dikkatli davran, ayağını denk al. Ayağını denk almazsan neler olacağını, başına neler geleceğini tahmin edersin" şeklinde bir mesaj verilmişti. Yani daha önce özel bir kuryeyle uyarıldığı gibi Yahudilik ve Masonluk kitabının bir daha basılmaması, tebliğ faaliyetlerinin tümüyle durdurulması gibi taleplerdi bunlar.


Bir zamanlar Dr. Sefa Saygılı da psikolojik savaş elemanlarının oyununa gelmişti. Müslümanların onca sorunu varken, bunları bir kenara bırakmış, Sayın Adnan Oktar'a karşı yürütülen psikolojik savaşa destek vermekle ilgilenmişti. O devirde Hürriyet Gazetesi, Sabah Gazetesi ve diğer malum renkli basında her zaman olduğu gibi Adnan Oktar aleyhinde yoğun haberler çıkıyordu. O da bu tarihte o ekibe katılıp, Hürriyet ve Sabah gazeteleriyle omuz omuza verip, Sayın Adnan Oktar'a karşı mücadele içine girmişti. Sayın Adnan Oktar materyalistlere, darwinistlere ve ateistlere karşı mücadele verirken ve bu yolda hapse girmeyi, akıl hastanesine atılmayı göze almışken, o rahat koltuğunda oturup Sayın Adnan Oktar aleyhinde çalışma yapıyordu.


Eylül-Ekim 1989

Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta
olduklarını kuşatandır.

(Al-i İmran, 120)


BAV DAVASINDA DAVET VE İLANLA ŞİKAYETÇİ ARANMIŞTIR

BAV Camiasına karşı düzenlenen 12 Kasım 1999 operasyonunun hemen ardından bazı üst düzey emniyet görevlilerinin gazetelere açıklama yaparak ihbarcı ve şikayetçi aradıklarını ilan etmişlerdir. Operasyonun ilk günü zamanın İstanbul Emniyet Müdürü bir basın toplantısı yapmış ve "Bunlar bir çete. Mağdurlar şikayetçi olsunlar. Kimliklerini gizli tutacağız" diye açıklama yapmıştır. (Hürriyet Gazetesi) Bu davet pek çok gazetede manşetten yayınlanmış ve bu yolla şikayetçi aranmıştır.
Elbette böyle bir davet, BAV camiasına husumet besleyen kişilere iftira fırsatı verilmesi anlamına da gelmektedir. Dahası, ortada bir suç bulunmadığının, "ÖNCE OPERASYON YAPALIM, SONRA SUÇ BULURUZ" mantığı ile hareket edildiğinin bir göstergesidir. Bu da, PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİNDEN BİRİDİR.


FATİH ALTAYLI'NIN BAV ALEYHİNDE KAMUOYUNU KIŞKIRTMA GİRİŞİMLERİ

Basın yoluyla çağrılarda bulunarak BAV aleyhinde şikayetçi bulma çabalarına, BAV camiasına yönelik hakaretleri sfebebi ile manevi tazminata mahkum olmuş olan Fatih Altaylı isimli gazeteci de katılmıştır. Fatih Altaylı, Hürriyet Gazetesi'ndeki "Adnancılar'dan Şikayetçi Olun!" başlıklı yazısında" (operasyonu) kim organize ettiyse eline sağlık, şimdi sıra vatandaşlarda" diyerek tüm okurlarını BAV camiasından şikayetçi olmaya davet etmiştir.

Ne var ki psikolojik savaş uygulayıcılarının her çabası gibi, bu girişim de başarısızlıkla sonuçlanmıştır.


2. Dünya Savaşı sırasında psikolojik savaş tekniklerini çok yoğun kullanan Hitler'in özel psikolojik savaş biriminin elemanlarından olan Milli Eğitim ve Propaganda Bakanı Dr. J. Göbbels psikolojik savaş yöntemlerini anlattığı bir çok demecinden birinde şu ifadeleri kullanmıştır:

"YALAN SÖYLEYİN, MUTLAKA İNANAN ÇIKAR"

Burada Göbbels'in bu sözü kitlelere yalan gazete haberleriyle, yalan demeçlerle, yalan beyanlarla etkilemenin ne kadar kolay olduğunu gösteren bir delildir. Sayın Adnan Oktar'a karşı da Göbbels'in psikolojik savaş yöntemleri kullanılmıştır. Ona karşı da çeşitli iftira, yalan ve karalama kampanyaları düzenlenmiştir. Ve gerçekten de inanan çıkmıştır.

Hitlerin psikolojik savaş birimi vardı. Psikologlardan,  psikiyatristlerden, bilim adamlarından, uzmanlardan oluşuyordu. Kendi fikirlerinde olmayanlardan hedef seçilen kişilere yönelik yalan ve iftira kampanyası başlatıyorlardı. Radyolar, el ilanları ve televizyonlar ile sürekli fısıltı gazetesi şeklinde bu yalanları yayarak karşı tarafı etkisiz hale getirmeye çalışıyorlardı. Faşizm de, komünizm de psikolojik savaş yöntemini kullanmıştı. Milyonlarca kişinin katili, kitle katliamı yapan Stalin de psikolojik savaşa çok önem veriyordu. Muhaliflerini yalan, hakaret, iftira ile ve diğer psikolojik savaş yöntemleri ile susturmaya çalışıyordu. Fikirlerine muhalif olan kişileri akıl hastanesine koyup deli ilan ediyordu. Tıpkı Sayın Adnan Oktar'a karşı düzenlenen komplolarda ve bunlarda uygulanan yöntemlerde olduğu gibi.


Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler
ve çoğu yalan söylemektedirler.
(Şuara Suresi, 221-223)

filmi seyretmek için tıklayın

Milyonlarca kişiyi katleden Hitler ve Lenin psikolojik savaş konusuna çok önem vermişlerdir. Hitler bir çok konuşmasında bu konunun üzerinde durmuştur:

"Sürprizlerle, terörle, sabotajla ve suikastlerle düşmanının moralini boz. BU GELECEĞİN SAVAŞIDIR. YALANINI BÜYÜK TUT, ONU BASİT HALE GETİR, SÜREKLİ SÖYLE, SONUNDA BUNA İNANACAKLARDIR."

"MAHARETLİ VE DEVAMLI BİR PROPAGANDA İLE millete; cehennemi cennet, en sefil hayatı bir zevk gibi göstermek mümkündür."

Bir çok masum insanı katletmiş olan faşist lider Hitler'in psikolojik savaş yöntemleri bugün de  Sayın Adnan Oktar'a karşı uygulanmıştır. Halkın sinir uçlarını etkileyen konularda Sayın Adnan Oktar'a karşı sürekli bir propaganda yapılmıştır. Bilmeyen, okumayan, araştırmayan kitleleri etkilemek amacıyla Sayın Adnan Oktar hakkında büyük yalanlar söylenmiş, komplolar düzenlenmiştir. Gerçekten de halktan bu yalanlara inananlar çıkmıştır.

Komünist kanlı lider Lenin de bir psikolojik savaş uzmanıydı. O da demeçlerinde bu yöntemlerden sıkça bahsetmiştir:

"YETERİNCE SIK SÖYLENEN BİR YALAN SONUNDA GERÇEK HALE GELİR."

Milyonlarca masum insanın katlinden sorumlu olan Lenin'in gösterdiği bu psikolojik savaş yöntemi de Sayın Adnan Oktar'a karşı kullanılmıştır. Kendisi hakkında olmadık iftiralar, psikolojik savaş uzmanlarının yönlendirdiği medya kuruluşları vasıtasıyla kamuoyuna duyurulmuş ve bu yalanlar bazı gazetelerde tekrar tekrar yayınlanmıştır. Genel infial amaçlı öne sürülen bu yalanlara halkın inanması sağlanmaya çalışılmıştır.


1999 yılında Bilim Araştırma Vakfı'na karşı düzenlenen polis operasyonu sırasında gerçekleştirilen haksız saldırının bir PSİKOLOJİK SAVAŞ olduğunu Radikal Gazetesi köşe yazarı İsmet Berkan bile itiraf etmiştir. Sayın Adnan Oktar'a karşı yöneltilen bu savaş ile ilgili olarak Berkan, "Bu savaşta soruşturmanın gizliliği ilkesine yer yok", ifadesiyle yürütülen PSİKOLOJİK SAVAŞ yöntemini açıkça dile getirmiştir.

"Bu savaşta soruşturmanın gizliliği ilkesine yer yok. ... Ama dün 'savaş'ın ilkesizliği doruk noktasına tırmandı, bir gazetede 'çok gizli' damgalı bir telefon dinleme tutanağının aslı yayımlandı... Ama PSİKOLOJİK SAVAŞ BU, HER YOL MÜBAH."

Psikolojik Savaş Taktiği:
ASILSIZ PROPAGANDA 4


Yargıtay ve kamuoyunu etkilemek
için meydana getirilmiş dram sahnesinden bir kare

Sayın Adnan Oktar ve BAV mensuplarının yargılanmasıyla ilgili Yargıtay kararının açıklanmasından hemen önce, yeni bir plan daha devreye girmiştir. Feridun Özgül adlı olağanüstü yetenekli bir şahıs Sayın Adnan Oktar aleyhinde bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Plana göre, kararın açıklanmasına birkaç gün kala, hayret edilecek bir yeteneğe sahip olan Feridun Özgül, ekranlara çıkarılıp iftira nitelikli asılsız hikayeler anlattırılarak ağlatılmıştır. Bu plan, kamu vicdanında ve aleyhte karar alınması için Yargıtay çevrelerinde, BAV ve Sayın Adnan Oktar aleyhinde şiddetli bir baskı oluşturmak için kullanılmıştır. Zamanlama çok iyi seçilmiştir ve çirkin bir şekilde de başarılı olmuştur. Sonra da aynı televizyon haberi gazetelerde manşetlerden haber yapılmıştır. Oysa ki tüm bunlar psikolojik savaşın gereği olarak oynanan oyunun bir parçasıdır.

Bu olayın ardından Feridun Özgül'ün kızı Ceylan Özgül Özbudak basına yaptığı açıklamalarda babasının anlattıklarının tümüyle iftiradan ibaret olduğunu belirtmiştir. Ceylan Özgül Özbudak, "Kendi isteğiyle ailesinden ayrıldığını, eşiyle birlikte çok mutlu bir hayat yaşadığını ve babasının silah zoruyla kendisini kaçırdığını" anlattı. Ayrıca "Babasının televizyonlarda, sırf Yargıtay kararına etki edebilmek amacıyla belirli çevreler tarafından yönlendirilerek konuştuğunu; bu olayı özellikle çarpıtarak, Sayın Adnan Oktar'ı ve BAV camiasını suçlamaya çalıştığını" söyledi.

BU OLAYDAN BİR KAÇ GÜN SONRA YARGITAY'IN OLUMSUZ YÖNDE KARARI AÇIKLANMIŞTIR. YARGITAY 8. CEZA DAİRESİNİN ALEYHTE ALDIĞI KARAR DAHA SONRA BAŞKA BİR YARGITAY CEZA DAİRESİ TARAFINDAN LEHTE OLACAK ŞEKİLDE BOZULMUŞTUR. YARGITAY KARARININ LEHTE BOZULMASI DA BASINDA YER ALMAMIŞTIR. ALEYHTE ALINAN KARAR SÜRMANŞETTEN VERİLİRKEN BU KARARIN BOZULDUĞUNA DAİR TEK SATIR HABER YAYINLANMAMIŞTIR.


BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ DE PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİ İLE  ENGELLENMEK İSTENMİŞTİ

Bediüzzaman Said Nursi, 20. yüzyılda yetişmiş en büyük İslam alimlerinden biridir. 87 yıl süren hayatı boyunca İslam'ı savunmuş, materyalist felsefeye, din ve mukaddesata karşı olanlara yönelik büyük bir fikri mücadele vermiştir. Onun döneminde de bu büyük İslam alimini engellemek için çeşitli psikolojik savaş yöntemleri uygulanmıştır.

Psikolojik Savaş Yöntemi 1:
"Menfaat Peşinde Koşmak" İftirası

Bediüzzaman'ın çalışmalarından rahatsız olan çevrelerin uyguladığı psikolojik savaş neticesinde yönlendirilen basın-yayın kuruluşlarından birinde Bediüzzaman için şöyle denmekteydi:

"Said-i Kürdi, dini siyasete alet yaparak irticai propagandalara girişmiş ve birtakım adamları kandırarak doğru yoldan şaşırtmaya çalıştığı anlaşılmıştır... Otuz senelik mayalı bir mürteci olup ifsad edecek saf vatandaş aramaktadır... Şeyhin (Bediüzzaman'ın) bu meseledeki rolünün bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek olduğu anlaşılmıştır..." (Cumhuriyet, 10 Mayıs 1935) Aynı gazetede farklı tarihlerde ise, ''Dini istismar eden Said Nursi hakkında takibat başladı'', ''Said-i Nursi mühimsenecek bir kimse değildir. Maddi ve manevi menfaatler sağlamak amacında olan bir kimsedir'' diye haberler yayınlanmıştır.

Dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, hiçbir malı mülkü bulunmayan, kendi deyimiyle ''kendisini beğenmemeyi kendisine meslek edinen'' ve son derece mütevazi bir hayat yaşayan Bediüzzaman'a talebelerinden para sızdırmak, liderlik hırsını tatmin etmek gibi asılsız, mantıksız, manasız iftiralar atılmış olmasının tek amacı, bu iftiralarla Bediüzzaman'ı etkisiz ve sözü dinlenmez hale getirmeye çalışmaktır.

Psikolojik Savaş Yöntemi 2:
"Delilik" İftirası

1908 yılında, Bediüzzaman Said Nursi yine suni olarak oluşturulan sebeplerle, mahkemeye sevk edilmiş ve mahkemenin görevlendirdiği doktor heyeti kendisine ''akli dengesi bozuk'' raporu vermiştir. Daha sonra sevk edildiği akıl hastanesindeki doktor, Bediüzzaman'ın kendisiyle konuşması sonucunda ''bu adamda delilik varsa, dünyada akıllı yoktur'' diyerek, raporun asılsızlığını vurgulamıştır.
Psikolojik savaşın yönlendirdiği basın yayın kuruluşlarındaki ''Said Nursi tımarhaneye de girip çıkmıştır'' gibi aldatıcı yorumlarla, bu büyük İslam alimi halkın gözünde olduğundan farklı gösterilmeye çalışılmıştır.

Psikolojik Savaş Yöntemi 3:
Çevresindekileri Kandırarak Saptırdığı İddiası

Bediüzzaman ve talebeleri için öne sürülen psikolojik savaş yöntemlerinden biri de "İnanç Sömürücüleri" başlıklı yazı dizisi ile dönemin gazetelerinden biri ile uygulanmıştır. Bu yazı dizisinde Said Nursi'nin talebeleri hakkında da Kuran'daki inkarcıların ''büyülenmişler'' iftirası tekrarlanmış ve ''Bunlar sadece ve sadece dini bir taassupla ona bağlanmışlar, gözleri kafaları başka bir şeyi görmez, anlamaz olmuştu'' diye yazılmıştır.
Oysa, Bediüzzaman ve yanındaki müminler, akılları, vicdanları ve Kuran'ın rehberliği ile hareket eden aklı selim sahibi insanlardı. Ve bu iftiraları atanlar da aslında bunun böyle olduğunu çok iyi biliyorlardı. Bu psikolojik savaş yöntemi ile Bediüzzaman'ın, çevresindeki gençlerin beyinlerini yıkadığı, bu gençlerin de, beyinleri yıkanacak kadar akıldan ve mantıktan yoksun insanlar oldukları imajı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Psikolojik Savaş Yöntemi 4:
Dini Sapkınlık İftirası

Bediüzzaman'a karşı uygulanan psikolojik savaş yöntemlerinden birisi de onun İslami hükümleri saptırarak, kendine göre bir din anlayışı savunduğu ve çevresindeki kişilere de bu sapkın dini telkin ettiği yönündeki iftiradır. Bu provokasyonların amacı, halkı ve konuyu ayrıntısıyla bilmeyen bazı dindar çevreleri kışkırtarak, Bediüzzaman'ı yanlış tanımalarını sağlamaya çalışmak olmuştur.

Bu iftiraları desteklemek için psikolojik savaş uzmanları Bediüzzaman Said Nursi'ye yönelik bazı komplolar düzenlemiştir. Halkı Bediüzzaman'dan soğutmak için onu fuhuşla, sarhoşlukla suçlayan iftiralar atılmıştır. Ancak elbette tarihte tüm Müslümanlara karşı kurulan tuzaklarda olduğu gibi Bediüzzaman'a karşı kurulan tuzaklar boşa çıkmış ve Bediüzzaman yürüttüğü iman hizmetine sabırla devam etmiştir.

Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.
(Rad Suresi, 42)


Psikolojik Savaş Taktiği:
ASILSIZ PROPAGANDA 3


"ADNAN OKTAR ZORLA ADLİYEYE GETİRİLECEK" PROPAGANDASI

Bütün mahkemelerde binlerce kişi şahit olarak çağırıldığında, herhangi bir nedenle mahkemeye gelmediğinde ihzar kararı çıkar. Bu çok normal bir hukuk uygulamasıdır. Binlerce insana uygulanan ihzar kararı Sayın Adnan Oktar için çıkartıldığında bu olay bazı basın organlarına çok önemli bir olaymış gibi yansıtılmıştır. Aslında bu bir çok medya mensubuna da uygulanmış sıradan bir durumdur, ayrıca böyle durumlarda pratikte zorla getirilme şeklinde bir uygulama da olmaz. Bu sadece hükmi bir izahtır. Nitekim Sayın Adnan Oktar mahkemede ifadesini vermiştir ve ihzar da kalkmıştır. Bu haberin de aynı şekilde söz konusu basın organlarında duyurulması gerekirken böyle bir şey gerçekleşmemiştir. Çünkü bu psikolojik savaşın bir gereğidir ve sözkonusu odakların böyle bir haber yaptırması kullandıkları savaş yöntemlerine uygun düşmemektedir. Burada Sayın Adnan Oktar koluna polisler girmiş, zorla yürütülerek adliyeye götürüyorlar şeklinde insanların zihinlerinde bir görüntü oluşturmak amaçlanmıştır. Dolayısıyla zorla adliyeye gelen, sürekli polislerle başı belada olan bir insanın güvenilir olmadığı imajını vererek insanların kafalarında olumsuz düşünceler meydana getirmek istenmektedir. Böylece Sayın Adnan Oktar'ın eserlerine olan güvenirliği ve inandırıcılığı güya zedeleyeceklerini düşünüyorlar. Halbuki bu Sayın Adnan Oktar'ın yiğitliğini, şanını ve güvenilirliğini kat be kat arttırıyor. Çünkü bütün bunlar tam bir dava adamı alametidir.


KOKAİN KOMPLOSUNDA UYGULANAN
PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİ


  1. Komplonun düzenlenmesinden 3 gün önce Sayın Adnan Oktar kendisine bir komplo yapılabileceğine dair yetkili makamları ve basın kuruluşlarını faks çekerek uyarmıştır.>>
  2. Sayın Adnan Oktar'ın evinden kokain paketi çıkartılması. Bunun için çok sayıda polisin 3-4 dakikalık ev araması sonucu, ilk girdikleri odada 6 katlı L biçimindeki kütüphanenin hemen yöneldikleri orta rafının sol başındaki 3. kitaptan kokainin çıkarılması.>>
  3. Gözaltına alınan Sayın Adnan Oktar'ın yiyecek ve içeceğine kokain karıştırılarak kanında kokain çıkmasının sağlanması.>>
  4. 10 Temmuz 1991 günü yapılan polis araması öncesi Sabah Gazetesinde Sayın Adnan Oktar'ın kokain kullandığına dair haber yayınlanması.>>
  5. Psikolojik savaş uygulayıcılarının Sayın Adnan Oktar'ın faaliyetlerini durdurmak için devletin bir çok kurumundan kişiyi kullanmaları, sahte deliller oluşturmaları.>>
  6. Basında Sayın Adnan Oktar'ın hem evinde kokain bulundurduğu hem de kendisinin kullandığı yönünde karalama kampanyası uygulanması.>>

Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı.
O, Allah Katında vecihti.
(Ahzap Suresi, 69)

Allah, Sayın Adnan Oktar'ı tarih boyunca tüm Müslümanlarda olduğu gibi bu iftiradan temize çıkardı. Kokain komplosu çok kapsamlı ve çok inandırıcı görünüyordu. Allah, Sayın Adnan Oktar'a hazırlanan bu tuzağı tamamıyla bozdu. Bu olay bir dava adamı olarak Sayın Adnan Oktar için şeref, bu tuzağı hazırlayan psikolojik savaş uygulayıcıları için de horlanma ve aşağılanma oldu.

Kokain komplosunda uygulanan psikolojik savaş yöntemlerini Sayın Adnan Oktar Kaçkar TV'ye verdiği röportajda anlatıyor. >>

.1.

Sayın Adnan Oktar, kokain komplosundan önce kendisine yönelik bir komplo hazırlığı olduğunu hissetmiş ve OLAYDAN 3 GÜN ÖNCE tüm resmi makamlara ve basına faks çekerek "Kendisine bir komplo yapılabileceğini, bu amaçla evine silah, uyuşturucu gibi yasa dışı maddeler bırakılabileceğini" bildirmiştir. Yine aynı ihtimale karşı, KOMPLO DÜZENLENMEDEN 1 GÜN ÖNCE ANNESİNDEN EVİ ÇOK DETAYLI TEMİZLEMESİNİ istemiştir. Annesi, komşular ve kapıcının yardımıyla evin her odasını çok detaylı temizlemiş, kütüphane ve bütün kitaplar dahil olmak üzere her yeri tek tek arayıp temizlik yapmıştır. Adnan Oktar'ın annesinin komşusu ve kapıcısı, olaydan sonra "Adnan Oktar'ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu" diye noter tasdikli bir ifade vermişlerdir.


.2.

İzmir'de göz altına alınıp İstanbul'a getirilen Sayın Adnan Oktar olay günü, yaklaşık 20 polisin eşliğinde eve getirilmiş ve evde arama yapılmıştır. Arama sırasında, İÇERİ GİRİLDİKTEN HEMEN SONRA, Sayın Adnan Oktar'ın başka kişilere dikkatinin dağıldığı bir esnada, YÜZLERCE KİTABIN BULUNDUĞU 6 KATLI "L" BİÇİMİNDEKİ BÜYÜK BİR KÜTÜPHANENİN ORTA RAFINDAN ALINAN 3. KİTABIN ARASINDAN kokain paketi çıkarılmıştır. Arama sadece 3-4 dakika sürmüş ve kütüphaneden alınan 3. kitabın içinden kokain çıkarıldıktan sonra, evin başka hiçbir yerinin aranmasına gerek duyulmamıştır.

.3.

Sayın Adnan Oktar toplam 72 saat göz altında kalmıştır. Bu süre sonunda kendisine yapılan tahlil sonucunda, kanında 5mg/ml'nin üzerinde kokain bulunduğu tespit edilmiştir. Kokain 24 saat içinde insan vücudunu tamamen terk eden bir maddedir. Dolayısıyla, 72 saat sonra Sayın Adnan Oktar'ın kanında bu derece yüksek dozda kokain bulunması, kokainin ancak Sayın Oktar'a göz altı sırasında yiyeceğine ve içeceğine karıştırılmak suretiyle verildiğini göstermektedir.

Kokainin Sayın Adnan Oktar'a gözaltında bulunduğu sırada yiyecek ve içeceğine katılarak verildiğini ispat eden tıp kurumları raporlarının bir kısmını buradan görebilirsiniz:

1-Institut für Rechtsmedizin der Üniversitat München

2-Aachen Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

3- Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 5.ihtisas Kurulu

4- Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı

5- Adli Tıp raporlarında en önemli kaynak olarak kullanılan Prof. Dr. Johhn Ambre'ye ait çizelge grafik

6- Basel Polis ve Askeri Merkezi Adli Tıp Laboratuarı

7- Bonn Rheinischen Friedrich-Wilhelms Üniversitesi Adli Tp Enstitüsü

8- Fransa İçişleri Bakanlığı Polis Laboratuarı

9- Glasgow Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

10- İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsü

11- Kantonsspital St.Gallen , Institut für Gerichtliche Medizin

12- Padova Üniversitesi Profesörü Davide Ferrara

13- Prof Dr. H. W. Raudonat - Zentrum der Rechtsmedizin

14- Tübingen Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

15- Üniversita Degli Studi di Parma Facolta di Medicina e Chirurgia

16- Viyana Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

Daha sonra, Türk Adli Tıp Kurumu da kokainin gözaltında Sayın Adnan Oktar'ın yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyit etmiştir. Mahkeme olayın komplo olduğunu kabul etmiş ve Adnan Oktar beraat ederek aklanmıştır.


Sayın Adnan Oktar'ın kokain kullandığı iddiasıyla açılan davadaki kararının tamamını buradan okuyabilirsiniz >>


.4.

Sayın Adnan Oktar'a karşı düzenlenen kokain komplosunda ortada henüz hiçbir "kokain bulgusu" yok iken, Sabah Gazetesi manşetten verdiği haberle bir kokain senaryosu yayınlamıştır. İlgili haber çıktığında Sayın Adnan Oktar gözaltındaydı. BU HABERİN YAYINLANMASINDAN 48 SAAT SONRA SAYIN ADNAN OKTAR GÖZALTINDAYKEN YEMEĞİNE KARIŞTIRILMAK SURETİYLE KANINDA KOKAİN ÇIKMASI SAĞLANDI. Gazetenin kokain ile ilgili hiçbir konu yokken, önceden böyle hayali bir kokain senaryosu yayınlaması, Sayın Adnan Oktar'a kokain komplosu düzenleyen gücün başlattığı psikolojik harekete hizmet ettiğini göstermektedir.

Adnan Oktar'a yapılan kokain komplosu ben geliyorum diyerek bağıra bağıra geldi. Daha mizansen olarak evinde kokain bulunması ve yiyeceğine kokain karıştırılması olayı olmadan gazetelerde kokain partileriyle ilgili haber yapıldı. Halbuki o güne kadar basında kokain ile ilgili hiç bir haber yapılmamıştı. Kokain ile ilgili bu haberin çıkmasından 48 saat sonra, Sayın Adnan Oktar gözaltındayken meşhur kokain komplosu uygulamaya konuldu.


.5.

Kokain komplosunda, psikolojik savaş uygulayıcılarının birçok devlet kurumundan kişiyi kullandıklarına yargılamayı yapan mahkeme başkanı da şahit olmuştur. Bunu yargılama sırasındaki ifadeleriyle belli etmiştir. Sayın Adnan Oktar bu olayı, Kaçkar TV'ye verdiği röportajda şu şekilde anlatmıştır:

"... biz mahkemeye götürüldük. Ben mahkemeye gidince savcı pek inanmadı. Ben dedim suyu bile temiz su içerim. Ben dedim suyu bile seçerek memba suyu içerim dedim. Yani öyle kokain içecek birisi değilim ben dedim. Ama dedi işte evde bulunmuş dedi. Peki o zaman dedim yani bana inanırsanız böyle dedim. Hakimle görüştük, hakim ifaden samimi dedi. Yani zaten tutanakta da var. Sanığın ifadesi samimi dedi. Hakim şüphelendi. 20 kişiyle bir kere dedi arama yapılmaz dedi. Ben kaç yıllık hakimim dedi bunu ilk defa görüyorum dedi. Ama bunu çok yüksek sesle bağırarak söyledi hatta azarladı polisleri. Polislerin başı önündeydi, böyle eğikti bakışları. Bulunma şeklini diğer odalarda arama yapılmamasını, 20 kişiyle yapılması, hemen orta kattan bulunması, üç dakikada bulunması, bunu çok şüpheli buldu hakim."

Tarihi bir oyun olan kokain komplosu neticesinde, evde yapılan aramada bulunan kokaini oraya kimin yerleştirdiği, Sayın Adnan Oktar'ın kanında çıkması sağlanan kokaini kimlerin yiyecek ve içeceğine karıştırdığı ve bu kişileri kimlerin yönlendirdiği konularında hiçbir araştırma yapılmamıştır. Psikolojik savaş yöneticileri bu olayda sahte delil oluşturma, bir kişinin sağlığını tehlikeye atacak derecede zehirli maddeye maruz bırakma gibi uygulamalarla, bu savaşı nereye kadar vardırabileceklerini göstermişlerdir.


Sayın Adnan Oktar'a karşı kullanılan psikolojik savaş yöntemleriyle ilgili filmi izlemek için >>


HZ. MUSA'YA KARŞI UYGULANAN
PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİ

İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilen Hz. Musa, -tıpkı diğer peygamberler ve samimi müminler gibi- inkarcıların birçok sözlü saldırısına maruz kalmıştır. Hazreti Musa'ya karşı uygulanan psikolojik savaş yöntemlerinden bazıları şunlardır:

Psikolojik Savaş Yöntemi 1:
Hz. Musa'yı ülke için bir tehlike gibi göstermek

Firavun'un Hz. Musa'ya karşı kullandığı psikolojik savaş yöntemlerinden biri, Hz. Musa'yı ve Hz. Harun'u her fırsatta ülke ve halk için önemli bir tehlike gibi göstermekti. Bu yöndeki asılsız iftiralarıyla halkı, Hz. Musa aleyhine kışkırtmaya çalışıyordu. Öyle ki Firavun Hz. Musa'yı, insanları "yurtlarından sürüp çıkarmayı istemekle" suçlamıştı. Kuran ayetlerinde Allah, Firavun'un, halkının önde gelenlerine şöyle seslendiğini bildirir:

(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür. Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" (Şuara Suresi, 34-35)

Firavun bu iftirası ile Hz. Musa'ya ve yanındakileri halkın gözünde hain olarak göstermek ve halkın ve önde gelenlerin Hz. Musa'ya ve yanındakilere karşı cephe almalarını istemiştir. Ancak, Allah'ın vaat ettiği gibi, müminlere kurulan tüm tuzaklar nasıl bozulduysa, Firavun'un bu tuzağı da bozulmuştur:

Sonunda Allah, onların kurdukları hileli-düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi. (Mümin Suresi, 45)

Psikolojik Savaş Yöntemi 2:
Hz. Musa'nın "Büyücülük"le Suçlanması

Hz. Musa, Allah'ın varlığını ve kendisinin Allah'ın elçisi olduğunu göstermek için -Allah'ın izniyle- Firavun'a birçok mucize gösterdi. Firavun buna rağmen iman etmediği gibi, halkın da inanmasını engellemek için, Hz. Musa'yı büyücülükle ve sihir yapmakla suçladı. Böylelikle Firavun, Hz. Musa'nın söylediklerinin ve yaptıklarının doğru olmadığı, bunun sadece insanları etkilemek için kullanılan yalancı bir sihir olduğu izlenimi vermeyi hedefleyen bir psikolojik savaş yöntemi uygulamıştır. Bu konu ayetlerde şöyle bildirilir:

Andolsun, Biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik; Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür" dediler. (Mümin Suresi, 23-24)

Psikolojik Savaş Yöntemi 3:
Yalancılık İftirası

... Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum." (Kasas Suresi, 36-38)

Firavun, Hz. Musa'nın anlattığı gerçeklere insanların inanmasını engellemek için, tüm bunların yalan olduğu iftirasını atarak bir psikolojik savaş yöntemi daha uygulamıştır. Ancak Allah başka ayetlerde, Hz.Musa'nın ve Hz. Harun'un dosdoğru yola yönelmiş Allah'ın salih kullarından olduklarını şöyle haber vermektedir.

Andolsun, Biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk. Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık. Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular. Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik. Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik. Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. Musa'ya ve Harun'a selam olsun. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz ikisi, Bizim mü'min olan kullarımızdandılar. (Saffat Suresi, 114-122)


Psikolojik Savaş Taktiği:
GERÇEKLERİ BİLEREK GİZLEME 7


İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının yargılandığı davada SAYIN ADNAN OKTAR'I DA KAPSAYACAK ŞEKİLDE ÇETE İDDİASINDAN BERAAT KARARI vermiştir. Mahkeme, 2004/331 esas sayılı dosyada sunulan bilirkişi raporlarını, sabit delilleri, tanıkların ifadelerini ve beyanlarını değerlendirdikten sonra, EBRU ŞİMŞEK'İN ÖNE SÜRDÜĞÜ İDDİALARIN ASILSIZ ve BAV mensupları hakkında iddia edilen ÇETE SUÇLAMALARININ DA GEÇERSİZ olduğuna kanaat getirmiştir. Ancak bu beraat kararı basında hiçbir şekilde yer almamıştır. İşkence altında alınmış emniyet ifadelerine dayalı iddiaları yüzlerce kez, çoğu manşet olmak üzere yayınlayan basın yayın kuruluşlarınca bu beraat kararının haber yapılmaması, psikolojik savaşın bir gereğidir.

2006/26 nolu dosyanın 2007/7 nolu BERAAT kararında Ebru Şimşek'in iddialarının geçersiz olduğuna mahkeme şu delillerle kanaat getirmiştir:

1. Bu suçla ilgili tüm delillerin toplanılmış bulunduğu,
2. Sanıkların savunmalarına,
3. Katılan Ebru Şimşek vekillerinin beyanlarına,
4. Ebru Şimşek ile ilgili izlenen CD görüntülerine,
5. Ebru Şimşek ile ilgili CD görüntüleri üzerinde görüş beyan eden bilirkişi Nedim Tarhan'ın beyanına,
6. İnşaat Mühendisi bilirkişi Çağlar Göksu'nun Ebru Şimşek'in görüntülerinin alındığı evle ilgili beyanına,
7. Ebru Şimşek'in ilişkileri konusunda beyanda bulunan S. Tanıkları Özgür Aydemir, Ahmet Ali Yıldırım, Alkas Çakmak, Alper Çakmak, Tacettin İnce, Yavuz Coşkun, İbrahim Özcan, Ecevit Şahin'in anlatımlarına göre,

".. sanığa atılan suçun sübut bulmadığı anlaşılmakla .... sanığın BERAATİNE karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır."

2006/26 nolu dosyanın 2007/7 nolu BERAAT kararında ÇETE iddialarının geçersiz olduğuna mahkeme şu delillerle kanaat getirmiştir:

1. Sanıkların savunmalarına,
2. Savunma tanıklarının ve bilirkişilerin beyanlarına
3. 2004/337 esas sayılı dosyada dinlenen müşteki ve tanıkların yargılama sırasındaki beyanlarına
4. Deliller bölümünde tek tek gösterilen delillere göre;

"Sanıkların cürüm işlemek için teşekkül oluşturdukları, bu örgütte yönetici ya da üye oldukları konusunda atılı suçu işlediklerine dair mahkumiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı, dolayısıyla bu suçlarının sabit olmadığı sonuç ve kanısına varılarak, sanıkların bu suçtan da beraatlerine ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur."



22 Ocak 2007 tarihli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 6 sanığı hakkında gerekçeli BERAAT kararının tamamını buradan okuyabilirsiniz >>


Sayın Adnan Oktar'ın 250'den fazla eserinin 57'den fazla dile çevrilmesi ve dünya çapında tanınmasından rahatsızlık duyan psikolojik savaş uygulayıcıları bu eserlerin etkisini kıracaklarını düşündükleri yeni bir yöntem uygulamışlardır. Sayın Adnan Oktar'a "İslam dinini yanlış yorumlama" iftirası atılmış ve bu iftira 1999 yılında yapılan operasyon sonrası savcılık iddianamesine kadar taşınmıştır. Halkımızın Sayın Adnan Oktar'ın Harun Yahya müstear ismiyle kaleme aldığı eserlere olan teveccühün gücünü kıracaklarını zanneden psikolojik savaş yöneticileri bu eserlerin Ehli Sünnet çizgisinde olmadığını, Sayın Adnan Oktar'ın kendine ait bir din anlayışı geliştirdiğini iddia etmişlerdir. SAYIN ADNAN OKTAR, PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN SÜNNETİNE BAĞLI BİR İNSANDIR. ESERLERİNDE DE KURAN'I VE SÜNNETİ REHBER EDİNMİŞTİR. Bunu "Ehl-i Sünnetin Önemi" isimli eserinde ayrıntılı olarak anlatmıştır.  "İslam dinini yanlış yorumlama" iftirasına en güzel cevabı ise dava dosyasına sunulan birçok kıymetli profesöre ait bilirkişi mütalaaları vermiştir.

  1. Ankara Üniversitesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim  Üyesi olan Prof. Dr. Salih Akdemir tarafından tanzim edilen 20.03.2000 tarihli mütalaa
  2. Ankara Üniversitesi Tefsir Anabilim Dali Baskani olan Prof. Dr. Mevlüt Güngör tarafından tanzim edilen 25.03.2000 tarihli mütalaa
  3. Avrupa Uluslararasi Islam Üniversitesi Öğretim  Üyesi Prof. Dr. Hayrettin Karaman tarafından tanzim edilen bila tarihli mütalaa
  4. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski Dekanı Prof. Dr. Yaşar Kandemir tarafından tanzim edilen 21.09.2000 tarihli mütalaa
  5. Ankara Üniversitesi Hadis Anabilim Dali Öğretim  Üyesi olan Prof. Dr. M. Hayri Kırbaşoglu tarafından tanzim edilen 28.03.2000 tarihli mütalaa
  6. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim  Üyesi olan Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar tarafından tanzim edilen 30.05.2000 tarihli mütala


  7. Ankara Üniversitesi Kelam Anabilim Dali Öğretim  Üyesi olan Doç. Dr. İlhami Güler tarafından tanzim edilen 25.03.2000 tarihli mütalaa
  8. Ankara Üniversitesi Tefsir Anabilim Dali Öğretim  Üyesi olan Doç. Dr. Ömer Özsoy tarafından tanzim edilen 29.02.2000 tarihli mütalaa
  9. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel Islam Bilimleri Bölümü Başkan Yardımcısı olan Doç. Dr. Mehmet Paçacı tarafından tanzim edilen 01.06.2000 tarihli mütalaa

Psikolojik Savaş Taktiği:
GERÇEKLERİ BİLEREK GİZLEME 6


İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının yargılandığı davada mahkeme, 2004/331 esas sayılı dosyada sunulan bilirkişi raporlarını, sabit delilleri, tanıkların ifadelerini ve beyanlarını değerlendirdikten sonra, EBRU ŞİMŞEK'İN ÖNE SÜRDÜĞÜ İDDİALARIN ASILSIZ ve BAV mensupları hakkında iddia edilen ÇETE SUÇLAMALARININ DA GEÇERSİZ olduğuna kanaat getirmiştir ve beraat kararı vermiştir. Ancak bu BERAAT KARARI basında hiçbir şekilde yer almamıştır. Ebru Şimşek'in öne sürdüğü iddiaları yüzlerce kez, çoğu sürmanşet olmak üzere yayınlayan basın yayın kuruluşlarınca bu beraat kararının haber yapılmaması, psikolojik savaşın bir gereğidir.

Herkesin bildiği gibi Sayın Adnan Oktar'ın ve Bilim Araştırma Vakfı'nın Ebru Şimşek'e şantaj yaptığı iddiası ile ilgili onlarca gazetede çoğu manşetten, sürmanşetten, bir kısmı gazete eklerinde yüzlerce defa haber çıktı ve hala çıkmaya devam ediyor. Bu iddialar Türk halkı tarafından neredeyse ezbere biliniyor.  Ancak EBRU ŞİMŞEK'İN ÖNE SÜRDÜĞÜ İDDİALARIN ASILSIZ VE SADECE İFTİRADAN İBARET OLDUĞU bilirkişi raporları, sabit deliller ve tanıkların ifadeleri ve beyanları değerlendirildikten sonra MAHKEMENİN VERDİĞİ BERAAT KARARIYLA açığa çıktı. Ama hiçbir medya kuruluşunda bu beraat kararı yayınlanmadı.

Peki bu nedir? Madem basın bu kadar iyi niyetliydi, 10 yıldır yaptıkları iftiranın yersiz olduğunu anlayınca, neden "Biz 10 yıldır haksız yere iftira attık, hakkınızı helal edin, özür diliyoruz" demediler? Diyemezler, çünkü bu yapılan psikolojik savaşın gereğidir. Çünkü herkes biliyor ki, bir takım gazeteler psikolojik savaş uzmanlarınca yönlendirilmektedir.



Ebru Şimşek'in iddialarının geçersiz olduğunu gösteren 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2006/26 no'lu dosyanın 2007/7 no'lu mahkeme beraat kararı. (Nedense hiçbir basın organında yayınlanmadı !!!)


ASILSIZ İDDİA 11


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: "Adnan Hoca kokainman" Hürriyet Gazetesi, 6.3.1993

CEVAP: Kokain komplosuyla ilgili mahkeme devam ettiği süre boyunca, basında yüzlerce defa Sayın Adnan Oktar'ın kokain kullandığı iftirası yayınlanmıştır. Adnan Oktar mahkemede beraat etmiş, bütün olayın bir komplo olduğu anlaşılmış, ancak yıllarca kokain iftirasını bir gerçekmiş gibi yayınlayan basında Sayın Adnan Oktar'ın beraat kararından hiç bahsedilmemiştir. Bu da psikolojik savaşın meşhur bir yöntemidir.

Psikolojik savaşın oyunu olarak bir çok gazetede "kokain iftirası" haberleri yayınlanmıştır. Ancak bunun bir komplo olduğunun ortaya çıkması ile
Sayın Adnan Oktar'ın bu iftiradan BERAAT etmesi haberi
bu gazetelerin hiçbirinde yayınlanmamıştır.

Sayın Adnan Oktar'ın, 10.Asliye Ceza Mahkemesinde görülen kokain
davasındaki BERAAT KARARI hiç bir medya kuruluşu tarafından yayınlanmamıştır.


ASILSIZ İDDİA 10


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: "Adnan Oktar, 'zorla' adliyeye geldi."

CEVAP: Sayın Adnan Oktar, mahkeme gününden önce, kendisi bizzat İstanbul Adliyesine gidip hakim huzurunda ifadesini açıklamıştır. Herhangi bir şekilde zorla getirilme olmamasına rağmen bir çok medya kuruluşunda "Adnan Hoca adliyeye "zorla" geldi." "Adnan Hoca adliyeye zorla getirildi." şeklinde yalan haberler çıkmıştır. Sayın Adnan Oktar'ın mahkemeye 1 ay kala, 29 Ocak tarihinde, adliyeye gelip ifadesini açıklaması ile ihzar kararı olmayacağı zaten bellidir. Çıkan bu tür haberler psikolojik savaşın ne kadar gözü dönmüş olduğunu göstermektedir.


Sayın Adnan Oktar'a medya yoluyla uygulanan psikolojik savaş bazı basın organlarının da dikkatini çekmişti.



Psikolojik Savaş Taktiği:
ASILSIZ PROPAGANDA 2


Bilim Araştırma Vakfı Davası dosyasındaki emniyet ifadeleri, yargılanan kişilere gözaltı süresince AĞIR İŞKENCE ALTINDA, OKUTULMADAN, ZORLA İMZALATILMIŞ sahte tutanaklardan ibarettir. Bu durum çeşitli hastanelerin vermiş olduğu işkence raporlarıyla sabittir. Bu emniyet ifadeleri işkence feryatlarıdır, işkencenin belgesi ve tapusu hükmündedir. Ancak işkence altında alınan bu ifadeler yüzlerce medya organında çok detaylı olarak tekrar tekrar yayınlanmaktadır.
Ayrıca Ceza Muhakemeleri Kanunun 148.Maddesi gereğince avukat huzurunda alınmayan emniyet ifadeleri geçerli değildir. BAV Davası dosyasındaki emniyet ifadelerinin hiçbirinde avukat bulunmamıştır. Bu nedenle tüm emniyet ifadeleri hükümsüzdür.
Bilim Araştırma Vakfı davası ile ilgili son 10 yıldır medyadaki her haberde aslında hükümsüz olan bu emniyet ifadeleri defalarca yayınlanmıştır. Bu psikolojik savaşın güya bir başarısıdır.


Ceza Muhakemeleri Kanunun 148. Maddesi

2. Ağır Ceza Mahkemes'nde 29.02.2008 tarihindeki Bilim Araştırma Vakfı ile ilgili duruşmada mahkeme heyetinin aldığı kararın, "YASAK USULLERLE ALINAN İFADELER DELİL OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİ CMK'nun 148.maddede anlaşıldığından hukuka aykırı olarak alındığı iddia edilen ifade ve delillerin..." şeklinde belirtilen 5. maddesinde mahkeme heyeti emniyet ifadelerinin yasak usullerle alındığını kabul etmiş ve bunların delil niteliğinin olmadığını söylemiştir.


ASILSIZ İDDİA 9


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: "PKK'dan daha tehlikeli"

Bugün PKK ve ideolojisi için ilmi, kültürel ve ideolojik yönden en büyük tehlike olan Sayın Adnan Oktar'ın, on binlerce kişinin ölümünden sorumlu terörist başı Abdullah Öcalan'dan daha tehlikeli gibi gösterilmesi, psikolojik savaşı yönetenler tarafından hazırlanmış planın bir parçasıdır.

CEVAP: 1999 yılında Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının evlerine düzenlenen polis baskını sonrasında dönemin İçişleri Bakanı, Sayın Adnan Oktar ve fikirleri için "PKK'dan daha tehlikeli" ifadesini kullanmıştır. Sayın Adnan Oktar bugüne kadar kaleme aldığı 250'nin üzerindeki kitapta, Kuran ahlakını ve İslam'ın barış ve hoşgörü dini olduğunu anlatmış, insanları Darwinizm, materyalizm ve komünizm tehlikesinden korumayı hedef edinmiştir. PKK terörünün kökeni Darwinizm, materyalizm ve komünizmdir. Darwinizm, materyalizm, komünizm  ve terörizm karşısında en etkili bilimsel mücadeleyi yapan kişi ise Sayın Adnan Oktar'dır. Bugün  PKK ve ideolojisi için en büyük tehlike Sayın Adnan Oktar'dır. Buna rağmen bu kişi Sayın Adnan Oktar için bu ifadeyi kullanmıştır. Psikolojik savaşı yöneten kişiler bu sözü aylarca, yıllarca Sayın Adnan Oktar'a karşı kullanmışlardır. Terörün çözümü olan şahıs, PKK'dan daha tehlikeli gibi gösterilmiştir.

PKK'ya karşı fikri mücadelenin önemini vurgulayan Sayın Adnan Oktar'ın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmış tam sayfa ilanlardan örnekler.

 


Psikolojik Savaş Taktiği:
TOPLUMDA İNFİAL OLUŞTURMA 3


BASINDA BİR SEVİNÇ HABERİ DAHA !

Devam eden BAV davasında Sayın Adnan Oktar hakkında yurt dışına çıkış yasağı getirilmiştir. Oysa Sayın Adnan Oktar hakkında yurtdışı yasağına hiç gerek yoktur. Sayın Adnan Oktar'ın yurtdışına çıkma ihtiyacı da yoktur. Yıllardır verdiği fikri mücadale boyunca bir çok komplo ile karşılaşmış, 25 yıl hapis cezası ile yargılanmış, akıl hastanesinde en ağır akıl hastalarının bulunduğu 14A koğuşunda çok zor şartlar altında 10 ay tutulmuş, kokain komplosu yapılmış buna rağmen bir gün bile yurtdışına çıkma düşüncesi veya hazırlığı olmamıştır. Hatta bugüne kadar HERHANGİ BİR PASAPORT BAŞVURUSUNDA DAHİ BULUNMAMIŞTIR. Üstelik BAV davasında bugün gelinen durumda Ebru Şimşek'in iddialarının geçersiz olduğu anlaşılmış, çete konusunda Sayın Adnan Oktar'ı da kapsayacak şekilde BERAAT VERİLMİŞTİR. Dolayısıyla yurtdışına çıkmasından şüphe edilecek ağır bir hapis riski veya herhangi bir mağduriyet riski yoktur. Ki olsa bile Sayın Adnan Oktar bu zorlukları bir nimet olarak gören bir insandır. Şu an dava usulen devam etmektedir. Ancak buna rağmen karşı tarafın avukatı, Yargıtay'ın daha önceki kararına dayanarak yurtdışı yasağı talebinde bulunmuştur. Ve yasak kararı getirilmiştir. Ancak şu an Yargıtay 8. Ceza dairesinin kararı bir başka ceza dairesi tarafından karşı karar ile bozulduğu için, usulen alınan bu yasağın da kalkması hukuken beklenmektedir.



Tüm bu süreç içinde psikolojik savaş yöneticileri bu konuyu da kendilerince en iyi şekilde değerlendirmiş ve çok büyük bir olay gibi günlerce basında haber yaptırmışlardır. Bir çok basın yayın organı, heyecan ve sevinç ile bu haberi vermiştir. Halbuki yurtdışı yasağı birçok mahkemede, yüzlerce kişi için alınan bir karardır. Erdal İnönü dahil bir çok ünlü kişiye bu yasak getirilmiştir. Çok sıradan bir uygulamadır. Ancak bu konu vahim bir olay gibi kamuoyuna yansıtılmıştır. Önümüzdeki günlerde bu yasak kaldırıldığında ise basının bu konuda haber yapacağına ihtimal vermek çok güç. Çünkü psikolojik savaşın gereklerine göre bunun haber yapılmaması gerekir.


Psikolojik Savaş Taktiği:
TOPLUMDA İNFİAL OLUŞTURMA 2


12 Kasım 1999 tarihinde Sayın Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı camiasına yönelik düzenlenen operasyonda gece yarısı evlerinden polis zoruyla alınıp kendilerine hiçbir açıklama yapılmaksızın Emniyet'e götürülen hanımların ailelerine kızlarını görmek istiyorlarsa Sayın Adnan Oktar'dan ve Bilim Araştırma Vakfı mensuplarından şikayetçi olduklarına dair bir kağıt imzalamaları gerektiği söylenmiş, anne-babaların o anki ruh hallerinden faydalanılıp, kurnazca bir oyun oynanmıştır. SAYIN ADNAN OKTAR'DAN VE BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI'NDAN HİÇBİR MADURİYETLERİ OLMADIĞI HALDE birçok aile evlatlarına bir an önce kavuşabilme telaşıyla psikolojik savaş teorisyenlerinin bu tuzağına düşmek durumunda kalmıştır. Sonrasında bu aileler hiç vakit kaybetmeksizin istemeden imzalamak zorunda kaldıkları BU DİLEKÇELERİ REDDETMİŞLER ve gerekli mercilere de bunu bildirmişlerdir. Ancak PSİKOLOJİK SAVAŞIN BİR GEREĞİ OLARAK bu haberler hiçbir zaman gazete sayfalarına yansımamıştır. Bu aileler şikayetçi olmadıklarını defalarca bildirmelerine, hatta mahkeme huzurunda da bunu açıklamalarına rağmen hiçbir şikayetçisi olmayan BAV davası sanki onlarca şikayetçisi varmış gibi basında lanse edilmeye devam edilmiştir.

İLHAN ULAŞOĞLU
KUBİLAY GÖKTAN
KEMAL ORHUN FİŞEK
HÜSEYİN CAN AKINCIOĞLU
MAKFİRE VANİOĞLU
TARIK BİNATLI
SELMA KIRAL
GÜNGÖR KURUNÇ
SABRİYE AKINCIOĞLU

Sayın Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı camiasına yönelik düzenlenen operasyonda gece yarısı evlerinden polis zoruyla alınan hanımların aileleri duruşmalardaki ifadelerinde ve yazdıkları dilekçelerde şikayetçi olmadıklarını defalarca bildirmişlerdir. Ancak bu ifadelerin hiç biri psikolojik savaş gereği basında yer almamıştır ve BAV davası sanki onlarca şikayetçi varmış gibi basına lanse edilmiştir.


BİR DAVA ADAMI: ADNAN OKTAR


Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir." "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın."
(Yusuf Suresi,
8-10)


(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir.
(Yusuf Suresi,
33-34)


Adnan Oktar'ın çektiği çileler, zorluklar ve hapis onun gittikçe daha olgunlaşmasını, daha çok sevilmesini ve saygı duyulmasını sağladı. Allah ona bereket, güç, başarı, imkan, huzur, sağlık, sıhhat, gençlik ve dinçlik verdi. Bu olaylar onun dünya çapında ünlenmesine ve Türkiye'de de çok sevilmesine sebep oldu. Bugün milliyetçi, mukaddesatçı ve muhafazakar kesimin hemen hepsi Sayın Adnan Oktar'ı hem çok sevmekte, hem de saymaktadır. Fikirlerinden istifade etmektedir. Hatta sol kesimin de bir kısmı Sayın Adnan Oktar'ın Atatürkçü, barışçıl, demokrat, insancıl ve sevecen tavrından dolayı ona karşı bir sempati duymaktadırlar. Bize gelen yazışmalardan ve mektuplardan bunun bu şekilde olduğunu görüyoruz.

Fakat Adnan Oktar insanların kendisine sevgi, saygı duymasına, onların beğenisine, takdirine veya nefretine göre düşüncelerini tavırlarını ve çalışmalarını yönlendirmez. Düşünce, tavır ve çalışmalarını yönlendirdiği tek neden vardır. O da Allah'ın rızasıdır. Allah'ın rızası olmadıktan sonra karşısına ne kadar insan gelirse gelsin, her ne olursa olsun, bir dava adamı olarak Adnan Oktar'a Allah'ın izniyle hiçbir şekilde etkisi olmaz.

Sayın Adnan Oktar'ın 57 farklı dile çevrilmiş 250'yi aşkın eserinin bugüne kadar 8 milyon kişi tarafından alınmış olması; 200'e yakın Türkçe ve 1000'e yakın yabancı dil belgesel filminin 36 ülkede 120'den fazla TV kanalında, Türkiye'de de 150 yerel televizyonda gösterilmesi; 32 dildeki 300'den fazla internet sitesinden bir yılda yaklaşık 40 milyon kitap indirilmesi; makalelerinin 70 kadar ülkede 500'den fazla gazete ve dergide yayınlanması ona duyulan sevgi ve saygının ispatıdır.


İŞKENCE ALTINDA ALINAN EMNİYET İFADELERİ PSİKOLOJİK SAVAŞ MALZEMESİ OLARAK KULLANILMAKTADIR


1999 senesinde Sayın Adnan Oktar ve birkaç BAV üyesinin, emniyette baskı altında verdikleri ifadeleri videoya alınmıştır. Bu ifadelerde söylenecek sözleri bir takım emniyet görevlileri bu kişilere defalarca tekrarlamışlar ve onlara bu sözleri ezberletmişlerdir. Ölüm tehdidi altında birçok kez prova edilmiş olan bu video görüntüleri emniyetteki hukuksuz uygulamaların somut birer delilidir ve kanunlarımız önünde geçersizdir. Nitekim özgür iradesi ile konuşan bir kişinin, aleyhinde hiçbir somut delil olmadığı halde, kendi kendine hayali senaryolar ortaya çıkararak, aleyhindeki akıl almaz iddiaları en çirkin argo kelimelerle anlatması, kendine hakaret etmesi, inanılmaz suçlamalarda bulunması, kendisinin bir çete lideri olduğunu söylemesi mümkün değildir. Ceza kanununun bilinen bütün maddelerine girmesi için ve en ağır cezayı alması için her türlü delilden yoksun iddiaları, insan kendi kendine mantıksız ispatsız sözlerle isnad edebilir mi? Bütün bunlar meşru ifadeler değil, işkence feryatlarıdır, işkencenin belgesi ve tapusu hükmündedir. Oraya kim giderse gitsin o şartlar altında bu şekilde davranırdı. Böyle bir tehdit, tazyik ve şiddet karşısında Türkiye'de bunu yapmayacak kimse yoktur. Böyle bir işkence ve baskıya dayanabilecek bir insan tasavvur edilebilir mi? Bir kişinin savcılığa gider gitmez ve ayrıca hakim karşısında, emniyette verdiği ifadelerin doğru olmadığını belirtmesi, işkencenin kanıtıdır. Bütün bunlara rağmen "Bana ne, bana ne! Bir kere bu ifadeyi imzaladın. Madem bu ifadeyi imzaladın, sonuna kadar kullanırız." mantığı ayıptır, günahtır, çirkindir ve vicdansızlıktır.

Söz konusu sorgu videoları dava henüz soruşturma aşamasındayken ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin kontrolü altındayken, PSİKOLOJİK SAVAŞ GEREĞİ hukuk kuralları ihlal edilerek, bazı basın-yayın organlarına verilmiştir ve bütün Türkiye çapında yayınlanmıştır. Psikolojik savaş uygulayıcıları bu videoları yayınlayarak böylece güya Sayın Adnan Oktar aleyinde ve diğer mağdur ve mazlum insanlar aleyhinde müthiş bir propaganda yaptıklarını zannetmişlerdir. Fakat kendilerini küçük düşürüp, aşağılamışlardır. Bu çirkin icraatın çirkin heyecanını yıllarca çirkin bir şekilde yaşamış olmaları onların üzerinde çirkin bir suç damgası olarak kalmıştır.

Söz konusu dava halen sürmektedir. Sayın Adnan Oktar ve BAV üyeleri, yargı nezdinde birçok kez aklanmışlar, söz konusu iddialar BERAAT KARARLARI ile neticelenmiştir. Bu haberler, Sayın Adnan Oktar'a karşı yürütülen psikolojik savaşın bir gereği olarak, halk üzerinde infial oluşturabilmek, masum insanları toplum huzurunda sözde birer suçlu gibi gösterebilmek için yüzlerce televizyon kanalında yayınlanmıştır. Bu yayınlar tam aksine her seferinde Sayın Adnan Oktar'ın ve arkadaşlarının leyhine olmuş, Sayın Adnan Oktar'ın daha çok sevilmesine, yücelmesine ve takdir toplamasına vesile olmuştur.


KOMÜNİST DERİN DEVLET YENİLMEYE MAHKUMDUR


Komünist derin devlet, mertçe, dürüstçe, bilimsel metodlarla mücadele etmek yerine kahpeliği ve kalleşliği seçmiş bir sistemdir. Elemanları da kahpeliği ve kalleşliği meşru görürler ve mücadele metodu olarak bunu kullanırlar.
Milliyetçi, mukaddesatçı, muhafazakar, Atatürkçü çizgide olan Sayın Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı mensupları yıllardan beri Komünist Derin Devlet'in hedefi olmuşlardır. Komünist derin devletin yaptığı kahpe komplolara, kahpe oyunlara karşı 20 yıldan beri yaptıkları yiğitçe, samimi, cansiperane, bilimsel, demokratik mücadele ile her zaman Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları galip gelmiştir.

ASILSIZ İDDİA 8


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: "Bu değirmenin suyu nereden?" Hürriyet Gazetesi

CEVAP: 2000 senesinden beri devam eden BAV davasında Sayın Adnan Oktar dahil olmak üzere tüm yargılananlar hakkında Maliye Bakanlığına bağlı Mali Suçları Araştırma Komisyonu (MASAK) detaylı araştırma yapmıştır. Tüm yargılananların iş yerleri, banka hesapları, muhasebe kayıtları tek tek incelenmiştir. MASAK'ın verdiği 3 AYRI RESMİ RAPORLA iftirası, DEVLETİN RESMİ RAPORLARI İLE KESİN BİR ŞEKİLDE ÇÜRÜTÜLMÜŞTÜR. (Aşağıdaki 27 Temmuz 2000 tarih ve GKR.2000.22.173/Müt-2 sayılı MASAK Raporu, 21 Aralık 2000 tarih ve GKR.2000-22/11 sayılı MASAK Raporu ve 16 Temmuz 2001 tarih ve GKR.2001-22-173/ Müt-1 sayılı MASAK raporları.)

ORTADA HAKSIZ BİR KAZANÇ YOKTUR. Sayın Adnan Oktar ve BAV üyeleri Allah'tan korkan, yetimin hakkını gözeten, HELAL KAZANÇ SAHİBİ KİŞİLERDİR. Henüz BAV davası başladığı dönemde bu iddiaların birer iftira olduğu MAHKEME'YE SUNULAN RESMİ RAPORLARLA ortaya çıktığı halde, Sayın Adnan Oktar'a karşı yürütülen psikolojik savaşın bir gereği olarak, bu taraflı haberler hiçbir somut delile dayanmadan gazetelerde, televizyonlarda ve internet sitelerinde yayınlanmaya devam etmektedir. Ancak Sayın Adnan Oktar'ın eserlerini büyük bir beğeni ile okuyan on binlerce insan, bu iftiralara itibar etmemektedirler. Sayın Adnan Oktar yürüttüğü değerli faaliyetlerini maddi hiçbir karşılık beklemeden, Allah'ın rızasını kazanmak, vatan ve millet sevgisi için yapmaktadır. Takdir edileceği gibi bir insanın hiç bir maddi karşılık beklemeden böylesine etkili bir faaliyet içinde olması söz konusu iddiaların birer iftira olduğunu belgelemektedir.

1. MASAK RAPORU


2. MASAK RAPORU

3. MASAK RAPORU





Yüzlerce kişiyi faili meçhul siyasi cinayetlerle öldürten komünist lider Lenin için psikolojik savaş çok önemliydi. Kendisine bağlı bir psikolojik savaş birimi vardı. Yıllarca bu özel psikolojik savaş birimleri, Nazi düşüncesini ve komünist düşünceyi yaymada önemli görev yaptı. Lenin bu konuda yaptığı bir çok konuşmasından birinde şunu söylemişti:

"Önemli olan toplumun bütün kesimlerinde kargaşa çıkarmak ve propaganda yapmaktır."


ASILSIZ İDDİA 7


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: "...Adnan Hoca deli çıktı..." Hürriyet Gazetesi

CEVAP: Uygulanan psikolojik savaş yöntemlerinden biri de Sayın Adnan Oktar'ın 1986 yılında "Türk Milletindenim, İbrahim ümmetindenim" sözünden dolayı tutuklanıp 9 ay cezaevine, daha sonra da 10 ay Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi'nde tutulmasıydı. Bir çok gazete bu konuyu günlerce sevinç ve heyecan içinde birinci haber olarak kapaktan ve manşetten kamuoyuna duyurdular. Örneğin Hürriyet Gazetesi büyük bir heyecanla "Adnan Hoca deli çıktı" şeklinde psikolojik savaşın etkileyici bir başlığıyla bunu duyurmuştu.

Sayın Adnan Oktar, en tehlikeli hastaların olduğu, cinayetin çok olağan sayıldığı, birkaç demir kapıdan geçilerek girilen, 300 akıl hastasının bulunduğu 14A koğuşunda tutuldu. Onun bulunduğu dönemde, koğuşundaki 10'un üzerinde akıl hastası 10'un üzerinde cinayet işlediler. Bu olaylar o koğuşta sıradan olaylar olarak kabul ediliyordu. Bu süre içinde 6 hafta yatağına ayak bileğinden zincirlendi. Annesi onu ziyaret etmeye geldiğinde azılı delilerin arasından geçmek zorunda kalıyordu. Sayın Adnan Oktar hapishanede ve akıl hastanesinde toplam 19 ay tutuldu ve sonra savcılığın "ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını" belirtmesiyle beraat etti ve serbest bırakıldı.

 

Sayın Adnan Oktar'ın tutulduğu Abdülhamit döneminden kalma, 14A koğuşunun bulunduğu taş bina.

Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesinden Görüntüler

Sayın Adnan Oktar hastanenin bu tarz bölümlerinde, cinayet işlemiş yüzlerce akıl hastasının içinde toplam 10 ay tutuldu. Bu görüntüler Sayın Adnan Oktar'ın tutuldğu zamana göre bakım yapılmış ve düzenlenmiş hali. Sayın Adnan Oktar burada çok daha bakımsız ve perişan haldeyken kaldı. Zaten kendini kontrol edemeyen 300 akıl hastasının bir koğuşta yaşamasının nasıl olacağını herkes tahmin edebilir.

Sayın Adnan Oktar'ın tutulduğu 14A koğuşunda bu tarz 300 tane akıl hastası bulunuyordu. Sayın Adnan Oktar'ın tanıdıklarıyla görüşmesi yasaklanmış, sadece bu tarz akıl hastalarıyla konuşması şartı getirilmişti.

BAKIRKÖY RUH VE SİNİR HASTALIKLARI HASTANESİNDEN GÖRÜNTÜLER İÇEREN FİLMİ İZLEMEK İÇİN >>>

Sayın Adnan Oktar'a Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından verilen akıl sağlığının yerinde olduğunu belirten "SAĞLAM" raporu ise basında hiçbir yerde duyurulmadı. Sayın Adnan Oktar 20 yıl akıl hastası olarak kamuoyuna tanıtıldıktan sonra akıl sağlığının yerinde olduğu Askeri Hastane raporuyla açıklandı. Psikolojik savaş bunu 20 yıl boyunca Sayın Adnan Oktar'a karşı kullanılmıştır ancak Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin vermiş olduğu bozma raporu hiçbir medya kuruluşu tarafından yayınlanmamıştır.

O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse
gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar.
(Kalem Suresi, 51)

"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." Rabbim" dedi (Nuh).
"Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et."
(Müminun Suresi, 25-26)

(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz,
gerçekten bir delidir."
(Şuara Suresi, 27)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi tarih boyunca tüm peygamberlere ve onlarla beraber mücadele eden Müslümanlara ceşitli iftiralar atılmıştır. Bunlardan biri de delilik iftirasıdır. Sn. Adnan Oktar'ın da  yıllardır süren şerefli mücadelesi sırasında kendisine bu yönde iftira atılmıştır.


 
Sayın Adnan Oktar'ın Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından verilen akıl sağlığının yerinde olduğuna dair SAĞLAM raporu.

Raporun tamamı için >>


Psikolojik Savaş Taktiği:
SAHTE İDDİALAR ORTAYA ATMAK


1999 yılında Bilim Araştırma Vakfı mensuplarına yönelik olarak düzenlenen operasyonlar sonrasında Silivri'de bulunan çiftiliğin Adnan Oktar'a ait olduğu iddia edilmiştir. Oysa bu ispatı son derece kolay olan bir konudur. Çiftliğin kime ait olduğu tapu senetleriyle ortaya konmuş. Çiftliğin sahipleri ve aileleri Çiftliğin kendilerine ait olduğunu, Adnan Oktar'ın çiftliğe bir kere daha gelmediğini defalarca beyan etmişlerdir.

Yine Basın Yayın Kuruluşları çiftlikte yaşanan hayatla ilgili hayali senaryolar uydurmuşlar. Hem Adnan Oktar, hem çiftlik sahipleri çıkan haberlerin doğru olmadığını sözkonusu çiftlikte ailelerin yaşadığını açıklamışlardır.

Ayrıca çiftliğin içinde bulunduğu köy halkı, sevip saygı duydukları komşuları hakkında çıkan haberlerin yalan olduğunu anlatan bir dilekçe yazıp gerekli kuruluşlara yollamıştır. Haberi büyük puntolar, büyük resimlerle yayınlayan basın yayın organları bunca açık delile ve şahite rağmen psikolojik savaşın bir gereği olarak doğruyu anlatan tek bir haber dahi yapmaya yanaşmamıştır.


"...Burası denildiği gibi Adnan Hoca'nın evi değil. Adnan Hoca'yı biz bir kere bile görmedik, tanımadık. Biz hergün bu evin içindeyiz, geleni gideni hep biliriz. Hoca bir kere bile gelmedi... Ama gazetelerde yazanlar günahtır, ayıptır..."


ASILSIZ İDDİA 6


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: "...Adnan Hoca ve müritleri, kendilerine açtığı davayı geri almayan Ebru Şimşek'e dava üzerine dava açmaya devam ediyorlar..." Hürriyet Gazetesi

CEVAP: Adnan Oktar ve BAV'a karşı yürütülen karalama kampanyasının bir gereği olarak, Ebru Şimşek'in ağzıyla çeşitli basın organlarında ve televizyon kanallarında bu camiaya yönelik sayısız iftira attırılmış, olmamış olaylar olmuş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Adnan Oktar ve BAV mensupları, bu iftiralardan doğan yasal haklarını kullandıklarında ise Ebru Şimşek'i ve onu destekleyen çevreleri yıldırmaya çalıştıklarına dair haksız yorumlar yapılmıştır. Onların haklarını arayarak Ebru Şimşek'in iddialarının yalan olduğunu kanıtlamaları, bu çevreler tarafından çarpıtılarak yorumlanmaktadır, bu sürdürdükleri haksız ve gizli mücadelenin çok sayıdaki kirli metodundan biridir.


Psikolojik Savaş Taktiği:
TEK TARAFLI YAYIN YAPMA


BAV MENSUPLARININ AİLELERİ ADNAN OKTAR'A DUYDUKLARI SEVGİ VE MİNNETİ DEFALARCA BASINA AÇIKLAMIŞLARDIR

BAV üyesi kişilerin birçoğunun ailesi, vakfa üye olduktan sonra çocuklarının Atatürkçü, dindar, milliyetçi, mukaddesatçı bir hayat sürdürmeye başladıklarına ve bundan memnuniyet duyduklarına dair defalarca basına demeç vermişlerdir. Belirli çevrelerce yönlendirilen birkaç ailenin, Adnan Oktar aleyhinde amaçlı ve kasıtlı olarak yaptıkları gerçek dışı suçlamalara manşetlerden yer veren basın kuruluşları, Adnan Oktar'ı destekleyen onlarca ailenin destekleyici açıklamalarını yayınlamamayı tercih etmişlerdir. Medyanın bu şekilde sadece tek taraflı yayın yapması Sayın Adnan Oktar'a karşı yapılan psikolojik savaşın başka bir delilidir.


Psikolojik Savaş Taktiği:
GERÇEKLERİ BİLEREK GİZLEME 5


ZORLA ALIKONULDUKLARI SÖYLENEN KİŞİLER BU İDDİAYI TELEVİZYON EKRANLARINDA YALANLAMIŞLARDIR

Sayın Adnan Oktar'a karşı yürütülen psikolojik savaşın en yakın örneklerinden biri, BAV çevresine yakın birkaç kişinin ailelerinin asılsız suçlamalarının gazetelerin manşetlerinde yer bulmasıdır. Bu kişilerin, zorla alıkonulduğunu iddia ettikleri çocukları ise 35 ila 45 yaşlarında, üniversite mezunu, birkaç lisan bilen, iş ve ticaret hayatında bir noktaya gelmiş, bir çoğu evli insanlardır. Bu kişiler, kesinlikle alıkonulmadıklarını, ailelerinin gayri ahlaki yaşamlarından dolayı kendi hür iradeleriyle onlarla görüşmeme kararı aldıklarını basına defalarca açıklamalarına rağmen, aynı gazete ve TV kuruluşları bu açıklamaları dikkate almamış ve yayınlamamışlardır.

BAV çevresine yakın kişilerin ailelerinin iddialarına karşı yaptıkları açıklamaları buradan izleyebilirsiniz. >>


Psikolojik Savaş Taktiği:
GERÇEKLERİ BİLEREK GİZLEME 4


EBRU ŞİMŞEK'İN İDDİALARININ GEÇERSİZLİĞİ
MAHKEME KARARIYLA İSPAT EDİLDİ

Ebru Şimşek'in kendisine silah zoruyla baskı altında çektirildiğini iddia ettiği fuhuş pazarlığı görüntülerini 2. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti Resmi bilirkişi eşliğinde seyretmiştir. Mahkeme heyetinin görüntüler hakkındaki kanaatini sorduğu bilirkişi Çağlar Göksu'nun raporunda: "...gizli kamera görüntülerinin kaydedildiği mekandaki yatak odası ile, (Ebru Şimşek'in çekildiğini iddia ettiği)adreste bulunan villadaki yatak odasının AYNI MEKAN OLMADIĞI..." kanaatine varılmıştır. Ebru Şimşek'in iddialarının tamamen geçersiz olduğunu ortaya koyan bu önemli delil de hiçbir basın yayın organında yayınlanmamıştır.

Ebru Şimşek'in görüntülerindeki ev ile Sayın Adnan Oktar'ın bulunduğu iddia edilen evin aynı olmaması ile ilgili Sayın Adnan Oktar'ın açıklamalarını buradan izleyebilirsiniz. >>

Ebru Şimşek'in olduğu
evin görünümü
Sayın Adnan Oktar'ın bulunduğu iddia edilen evin görünümü
İstinye'deki villa ile gayri ahlaki pazarlık görüntülerindeki evin taşıyıcı sistemleri (kolon-kiriş yapıları) birbirinden tamamen farklıdır. Ebru Şimşek'in görüntülerindeki yapı "Betonarme plak döşeme sistemiyle" (tavandan sarkan kirişlerin görüldüğü sistem) inşa edilmiştir. İstinye'deki villa ise "Asmolen döşeme sistemiyle" (kirişlerin tavan içinde gömülü oldukları için görülmediği sistem) inşa edilmiştir.

Bilirkişi raporunun tamamını buradan okuyabilirsiniz >>


Psikolojik Savaş Taktiği:
GERÇEKLERİ BİLEREK GİZLEME 3


Ebru Şimşek'in iftiraları 1996 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 1999/8409 numaralı  takipsizlik kararı ile açıkça reddedildiği halde 2008 yılına kadar bazı basın yayın organları psikolojik savaşın bir yöntemi olarak Ebru Şimşek'in iftiralarını manşetlerine taşımaya devam etti. Ne 1996 yılında verilen Ebru Şimşek aleyhindeki takipsizlik kararı, ne de bugüne kadar bu iftiraların doğru olmadığını ortaya konan deliller aynı basın yayın organları tarafından  kamuoyuna duyurulmadı.

Takipsizlik kararının tamamını buradan okuyabilirsiniz >>


ASILSIZ İDDİA 5


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: "...yaşı küçük çocukların da bulunduğu kızlar..."

CEVAP: Psikolojik savaşın bir gereği olarak 8 yıl sonra, BAV'a yönelik suçlamalara "yaşı küçük kız çocukları"yla ilgili hayali bir senaryo daha eklenmiştir. Oysa ne emniyet ifadelerinde, ne dava dosyasında böyle bir iddia yoktur. Nitekim EMNİYETTE İFADE VEREN BAYANLAR ARASINDA 18 YAŞINDAN KÜÇÜK HİÇ KİMSE YOKTUR. 18 YAŞ İSE, "KÜÇÜK KIZ ÇOCUĞU" DEMEK DEĞİLDİR. Bu bayanlara da emniyetteki ifadeleri tehdit, baskı ve zor kullanılarak imzalatılmıştır. Bu kişilerin hepsi savcılıkta ve mahkeme huzurunda Sayın Adnan Oktar'dan ve Bilim Araştırma Vakfı üyelerinden hiç bir maduriyetlerinin olmadığını beyan etmişlerdir.

PINAR TEZCAN'IN gazete haberlerini yalanlayan İstanbul 1 No.lu DGM'ye yazdığı 24.05.2000 tarihli dilekçesi

"Benim bu çevreden tanıdığım kişiler ... Allah'a inanıyorlar, son derece dindarlar ve ahlaki değerlere çok önem veriyorlar... Ben onlardan kötülük değil iyilik gördüm. Benim tanıdığım kadarıyla Adnan Bey başta olmak üzere, bu insanlardan kimseye bir zarar gelmesi mümkün değil Eğer böyle bir niyetleri ve karakterleri olsaydı önce bana olurdu(...) Ancak onlar benden herhangi bir şekilde maddi ve manevi faydalanmak şöyle dursun hep iyi niyet ve şefkatle yaklaştılar. ..."

NEFİSE KARATAY 2.6.2000 havale tarihli dilekçesinde
BAV mensupları hakkında çıkan haberleri yalanlamıştır

"... İki üç gün önce gazetelerde, bana bu kişilerin şantaj yaptıkları yazıldı. Herşeyimin üzerine yemin ederim ki bu yazılanların hepsi yalan. Allah için
ben bu insanlardan kötülük görmedim. İşte bu yüzden basında yazanların gerçek olmadığını, hiçbir şantaja uğramadığımı ve hiçbir ahlaksızlık yapmadığımı sizlere bildirmek istiyorum..."



SEÇKİN PİRİLER İstanbul 1 No.lu DGM'ye gönderdiği dilekçelerinde Adnan Oktar'dan şikayetçi olmadığını belirtmiştir

"Benim ne bu grup ile ilgili ne de bire bir şahıslarla ilgili bir şikayetim olmadı. Şimdi de şikayetim yoktur. Bana karşı zor ya da baskı ile ne bir şey yapmam ne de yapmamam istenmedi"


"Bana hiçbir zararı dokunmayan Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi olmadığımı tekrar belirtmek istiyorum. Kendileriyle olan arkadaşlığım süresince hiçbir zarar görmedim"


Psikolojik Savaş Taktiği:
GERÇEKLERİ BİLEREK GİZLEME 2


Sayın Adnan Oktar Kartal Cezaevi'nden basın mensuplarına yazdığı mektuplarında, emniyetteki ifadelerinin geçersizliğini açıklamıştır. Ancak emniyet ifadelerini sürmanşetten yayınlayan pek çok gazete, Sayın Oktar'ın bu mektuplarındaki bizzat kendi ağzından yaptığı açıklamalarının hiçbirine yer vermemiştir.

Yalçın Pekşen o dönemde yazdığı bir yazısında, Adnan Oktar'ın bu mektuplarının, basında ÇELİŞKİ YARATMAMAK İÇİN YAYINLANMADIĞINI belirtmiştir.

Psikolojik savaş uygulayıcılarının kendi planlarını tamamen ortadan kaldıracak netlikteki bu izahları basında yayınlatmamaları yöntemlerinden biridir.


Psikolojik Savaş Taktiği:
TOPLUMDA İNFİAL OLUŞTURMA 1


Evrensel Gazetesi, 21 Mayıs 2007

EVRENSEL GAZETESİNİN SAYIN ADNAN OKTAR'A TEMENNİSİ:
"ADNAN HOCA KEŞKE YANSA"


Sayın Adnan Oktar'a karşı yürütülen psikolojik savaşın örneklerinden biri de Evrensel Gazetesi'nde "Adnan Hoca keşke yansa" başlığıyla yayınlanan haberdir. Bu haber de sadece Yargıtay'ın zamanaşımı kararını bozması üzerine Hürriyet Gazetesi'sinde yayınlanan haberi destekleyerek, Sayın Adnan Oktar'a karşı yapılan psikolojik savaşı devam ettirme çabasıdır.  


Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun." Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." (Enbiya Suresi, 68-69)

Sayın Adnan Oktar'ı yakmaya çalışarak, hapsederek, iftira atarak, komplo yaparak, tuzak kurarak hiç bir yere varılamaz. İnananlar (Allah'ın izniyle) Allah'ın koruyuculuğu altındadır. Yani Allah'ın inayeti altındadılar. Her zaman başarı, zafer ve galibiyet, inananların olmuştur. Bundan sonra da (Allah'ın izniyle) bu şekilde olacaktır.

Psikolojik Savaş Taktiği:
ASILSIZ PROPAGANDA 1



Hürriyet Gazetesi, 19 Mayıs 2005

Bilim Araştırma Vakfı aleyhine açılan davanın zamanaşımına uğraması kararının Yargıtay tarafından bozulması haberini Yargıtay daha kararını açıklamadan bir gün önce, karanlık eller Hürriyet Gazetesi'ne servis etti.  Hürriyet Gazetesi de coşkun bir sevinçle bu haberi birinci sayfadan sürmanşet "Adnan Hoca şimdi yandı" başlığıyla yayınladı. Hürriyet Gazetesi'ne bu haberi önceden servis edenler yine psikolojik savaşın elemanlarıydı. Daha sonra bu karar Yargıtay'ın başka bir dairesi tarafından bozuldu ama Hürriyet Gazetesi'nde bu konuyla ilgili tek bir haber yayınlanmadı. Bu haberin yapılmamasını kim sağlıyor? Bir düşünün.  


Psikolojik Savaş Taktiği:
GERÇEKLERİ BİLEREK GİZLEME 1


Bütün mahkemelerde yüz binlerce kişi şahit olarak çağırıldığında ihzar kararı çıkar. Bu çok normal bir hukuk uygulamasıdır. Yüz binlerce insana uygulanan ihzar kararı Sayın Adnan Oktar için çıkartıldığında bu olay bazı basın organlarına çok önemli bir olaymış gibi yansıtılmıştır. Aslında bu sıradan bir durumdur, ayrıca böyle durumlarda zorla getirilme şeklinde bir uygulama da olmaz. Bu sadece hükmi bir izahtır. Nitekim Sayın Adnan Oktar mahkemede ifadesini vermiştir ve ihzar da kalkmıştır. Bu haberin de aynı şekilde söz konusu basın organlarında duyurulması gerekirken böyle bir şey gerçekleşmemiştir. ÇÜNKÜ BU PSİKOLOJİK SAVAŞIN BİR GEREĞİDİR ve sözkonusu odakların böyle bir haber yaptırması kullandıkları savaş yöntemlerine uygun düşmemektedir.

 


ASILSIZ İDDİA 3


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: Ele geçirilen suç aletleri arasında gizli kamera, gizli kamera başlığı, mikro gizli kamera bulunmaktadır.

CEVAP: Polis operasyonunun ilk günlerinde, bazı gazeteler pek çok "gizli kamera"ya el konduğunu yazmış, ama haberin yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Gizli kamera denen şeyler, pek çok müstakil evin bahçesinde veya işyerinin kapısında bulunabilecek sıradan güvenlik kameralarıdır.

Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığı'nca tanzim edilmiş bulunan 15.01.2002 tarihli bilirkişi raporunda, tutanaklara maksatlı şekilde gizli kamera olarak geçirilen tüm kameraların piyasada serbest olarak satılan güvenlik kameraları olduğu, bunların gizli kamera olmadığı ve gizli kameralarda bulunması gereken teknik özelliklere (görüntü kaydetme özelliği vb.) sahip olmadığı açıkça ifade edilmiştir.


ASILSIZ İDDİA 2


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: Ele geçirilen suç aletleri transformatör, cd, bilgisayar disketi, elektronik tablo, disket silme cihazı bulunmaktadır.

CEVAP: Her evde bulunan sıradan elektronik aletler (ışık ayar düğmesi, spot ampullerin trafosu, disket sürücü, uydu anteni parçaları) evlerden toplanmış ve bunlar sanki casusluk aletleriymiş gibi basına teşhir edilmiştir. Oysa "Disket silme cihazı" olarak kaydedilen ve suç aleti olarak sergilenen cihaz gerçekte o dönemde pek çok laptop bilgisayarla birlikte satılan sıradan bir "disket sürücü"dür.


ASILSIZ İDDİA 1


HEDEF KİTLE: Kamuoyu

PSİKOLOJİK PROPAGANDA SÖZLERİ: Bilim Araştırma Vakfı üyelerinin evlerinde yapılan aramada, ünlü isimlere şantaj için hazırlanmış çok sayıda video kaseti, fotoğraf ve belge ele geçirildiği, bilgisayarlara el konulduğu bildirildi.

CEVAP: BAV mensuplarının evlerinden toplanan ticari film kasetleri, dergiler ve müzik CD'leri psikolojik savaşın propaganda aracı olarak kullanılmış ve kamuoyuna şantaj malzemeleri olarak tanıtılmıştır. Oysa bunlar her sıradan vatandaşın evinde onlarca bulunabilen belgesel ve müzik kaset ve CD'leridir.


 

Psikolojik Savaş Taktiği

TOPLUMDA İNFİAL YARATACAĞI DÜŞÜNÜLEN
HER SUÇU İSNAT ETME


Oktay Ekşi bir yazısında Sn. Adnan Oktar'a atfedilmeye çalışılan suçlarla ilgili şöyle diyor; "...Hepsinde de Adnan Hoca'ya klasik suçlamalarla yaklaşıldı. Kiminde "uyuşturucu"
bağlantılı bir suçlamayla kiminde
Ceza Yasası'nın "genel ahlak ve toplum düzeni"
içerikli hükümleriyle yargılanmak istendi." 
 

Psikolojik savaşta insanların ruh haline etki ederek sonuç alma tekniği kullanılır. Adnan Oktar'a da her türlü suçun isnat edilmeye çalışılması kamuoyunda infial oluşturma amacıyla yapılmıştır. Adnan Oktar psikolojik savaşın bu taktiğini ÇAY TV'ye verdiği röportajında şu sözlerle açıklamıştır:

ADNAN OKTAR: Bir insanın kitaplarını, fikirlerini nasıl çürütebilirsin? ne denebilir? Dünyadaki şu sistem içerisinde en akılcı en zekice olabilecek iddia bu tarz iddialardır. İşte aklına gelen her türlü halkın düşüncelerine inançlarına, ahlak yapısına aykırı olan herşeyi yapıyor demektir. ...bu, psikolojik savaşın klasik tekniğidir... Daha önce denediler çünkü, ümmetçilik propagandasıyla olmadı, 141, 163'den de denediler o da olmadı, dini örgüt dediler o da olmadı, yani bunlarla tutturamadılar. Bir de çeteden deneyelim bakalım dediler, o da olmadı. Nasıl etkili olacak, yani çünkü mühim olan psikolojik savaş zaten kendileri de söylüyor bunu, psikolojik savaş yaptıklarını söylüyorlar.